Bugun...


Selahattin Daver

facebook-paylas
İDLİB ŞEHİTLERİMİZ
Tarih: 03-03-2020 10:39:00 Güncelleme: 03-03-2020 10:39:00


Değerli okurlarım,

Tüm Türkiye 27 Şubat gecesi İdlib’te şehit edilen 36 askerimiz için yasta... Bu menfur saldırı ne yazık ki ilk değildir. Daha önce 3 Şubat’ta Serakib’de rejim ordusunun açtığı topçu ateşiyle 8 askerimiz, 10 Şubat’ta Taftanaz’da 5 askerimiz şehit olmuştu. Yapılan bu saldırılar yakında onuncu yılına girecek olan Suriye iç savaşının seyrindeki en önemli kırılma noktalarından biridir. Elbette yakın gelecekte çok ciddi ve ağır sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye’nin dört bir yanında şehitlerimiz toprağa verilirken Esad rejimine sert misillemeler ile gereken karşılık verilmiş, şehitlerimizin kanı yerde kalmamıştır. Ancak belirtmek gerekir ki yapılan saldırının ardından tüm suçlama Esad rejimine yönetilmemelidir. Gelinen noktada rejimin müttefiki Rusya’nın sorumluluğu da dikkate alınmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Ruslarla koordine şekilde yürüttüğü operasyonda birliklerimizin koordinatlarını 23 Şubat günü saat 08.57’de Rus yetkililere bildiriliyor. 17 dakika sonra yani saat 09.14’te telefonla bilgiler teyit ediliyor. 36 şehit verdiğimiz 27 Şubat günü de Ruslar telefonla iki kez atışların yapılmaması için ikaz ediliyor ama rejim uçakları yaralı askerlerimiz için gelen ambulansları dahi vuruyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ve Rusya Savunma Bakanlığı yaptıkları açıklamalarda, verilen koordinatlarda Türk askerlerinin bulunduğuna ilişkin bilgiler yer almıyordu dese de Türk Silahlı Kuvvetlerinin kayıtlarında açıkça bilgilendirme yapıldığı kanıtlanabiliyor. Aslına bakılırsa Rusya, Esad rejimini maşa olarak kullanarak dost görünümlü düşmanlığına devam ediyor. Ayrıca, 10 Şubat’ta 5 askerimizin şehit edildiği hava saldırısını bir Rus savaş uçağının gerçekleştirdiği asla ama asla unutulmamalıdır.

Askerlerimizin şehit edilmesinin ardından kamuoyunda Türk askerinin neden İdlib’te olduğu konusunda birtakım soru işaretleri oluşmuştur. Fikrimizce bu konunun kamuoyu ile açık ve bilgilendirici şekilde paylaşılması gerekir. Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler halkın tepkisini çekmekte, Türkiye’nin siyasi ve askeri hedefinin ne olduğu tartışmalarını doğurmaktadır. Daha önce Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi harekatlar terör koridorunu yok etme ve sınır güvenliğini sağlamaya yönelikti. Peki Türk Silahlı Kuvvetleri niçin İdlib’te? Bu sorunun esasen pek çok yanıtı ve gerekçesi bulunmaktadır. Özetleyecek olursak İdlib, Türkiye ile 130 kilometrelik sınıra sahip, Türkiye’nin 12 gözlem noktasının yer aldığı stratejik olarak önlemli bir yerleşim yeridir. Yaklaşık üç buçuk milyon Suriyeli sivil burada yaşıyor. Başka bir ifadeyle Türkiye’nin sıfır noktasında, Türkiye’ye göç etme potansiyeli bulunan üç buçuk milyon kişi var. Hali hazırda dört milyona yakın Suriyeli zaten ülkemiz sınırları içinde yaşamaktadır ve barınma, güvenlik gibi belli açılardan Türkiye zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Bir dört milyon mültecinin daha sınırdan girmesini ülkemiz kaldıracak durumda değildir. Ne yazık ki mültecilerin Türkiye’ye yerleştirilmesi ve adaptasyonu sürecinde bazı yanlış politikalar izlendi ve toplumun bazı kesimlerinde Suriyeli mültecilere karşı tepki oluştu. Yeni bir göç dalgası bu tepkiyi daha da arttıracak en nihayetinde iç çatışmalara kadar gidebilecektir. İşte Türk askeri tam da bu nedenle Suriye’de bulunmakta, İdlib’te yaşanabilecek güvenli bir bölge kurmayı amaçlamaktadır. Böylelikle hem yeni bir göç dalgasının önüne geçilecek hem de masum pek çok sivilin ateş hattından kurtulması sağlanacaktır.

Ancak silahlı muhaliflerin M-5 otoyoluna düzenlediği bir harekâta Türk Silahlı Kuvvetlerinin topçu ateşiyle destek vermesi ne yazık ki yanlış bir stratejidir. Bugün Türkiye’nin “Halep ve Şam’a kadar gideriz” şeklinde açıklamalar yapması dünya kamuoyunda ülkemiz hakkında önyargılara yol açmaktadır. Bu nedenle izlenecek yol çok dikkatli seçilmelidir. İlkemizin Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi “yurtta sulh, cihanda sulh” olduğu unutulmamalıdır. Özellikle 36 şehit verdiğimiz acı olayın ardından hava desteği olmadan girişilecek harekâtların yaratacağı riskler iyi ölçülmelidir.

Gelinen noktada dış siyasetimiz de gözden geçirilmelidir. Rusya ile yaşanan sıkıntının ardından dış politikadan ülkemizi destekleyici unsurların varlığının ne kadar önemli olduğu bir kere daha görülmüştür. Türkiye destek için NATO’nun acil toplanmasını istemiş ve yardım talep etmiştir. Bu da Avrupa ile kopma noktasına gelen ilişkilerin dengelenmesi gereğini göstermiştir.

Mültecilere sınır kapılarının açılması kararı da gözden geçirilmelidir. Türkiye bu zamana kadar büyük bir duyarlılıkla mültecilere kucak açtı; ancak sınır kapılarının açılması ile yaşanacak her olumsuzluktan ülkemizin sorumlu tutulacağı gözden kaçırılmamalıdır. 2 Mart’ta ilk kez bir mülteci Yunan askeri tarafından vurularak öldürüldü; öncesinde pek çok çocuk atılan gaz bombalarının etkisinde kaldı. Botlarla Yunan adalarına geçmeyen çalışan mültecilerin ve özellikle çocukların muhtemel ölümlerinin sorumluluğu Türkiye’ye çıkartılacaktır. Dolayısıyla attığımız her adıma son derece dikkat etmeliyiz.

Son olarak tüm milletimizin yasta olduğu, acımızın yürekleri dağladığı anlarda yapılan bazı açıklamalarda daha hassas davranılması gerekmektedir. Hiçbir siyasi görüş, hiçbir ekonomik parametre Mehmetçiğimizin kanının bir damlasından önemli değildir. Hiçbir şehidimiz rakamlardan, sayılardan ibaret değildir. Onlar Türk tarihine adı altın harflerle yazılacak şanlı kahramanlardır.

Yazımın sonunda Kandil gecesi bu vatan için toprağa düşen şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize baş sağlığı diliyorum. Yaralı askerlerimizin de bir an evvel sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyorum.

 



Bu yazı 16347 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI