Bugun...


Selahattin Daver

facebook-paylas
Kadın cinayetlerine artık DUR diyelim!
Tarih: 07-09-2019 10:24:00 Güncelleme: 07-09-2019 10:24:00


Biliyorsunuz ki 18 Ağustos’ta Kırıkkale’de Emine Bulut adlı genç kadın 10 yaşındaki kızının gözleri önünde eski eşi tarafından bıçaklanarak vahşice öldürüldü. Olay sırasında görüntüleri kaydeden bir şahıs, bu görüntüleri sosyal medyada paylaşınca kan donduran cinayete ve Emine Bulut’un son sözlerine şahit olduk. Genç kadın kanlar içinde “ölmek istemiyorum” derken, kızı ağlayarak annesinin başını tutmaya çalışıyor “ne olur ölme anneciğim” diyordu. Evet, ne yazık ki bu sözler bundan önceki kadın cinayetlerinde duymadığımız tüm kurbanların çığlığı gibiydi. Küçük kızın yakarışları ise öksüz kalan tüm çocukların feryadıydı.
Bu olaydan kısa süre önce Aydın’da 19 yaşındaki Merve Kotan; kısa süre sonra da Pamukkale’de 23 yaşındaki Hafize Kurban şiddet kurbanı olarak genç yaşta hayata veda ettiler. İsimleri, yaşları, meslekleri, adresleri farklı ama aynı kaderi paylaşmış nice kadın önlenebilir şiddet yüzünden hayatını kaybediyor.  
Özellikle fiziken güçsüze yönelen şiddet toplumsal hayatımızın en önemli sorunu haline geldi. Kadına, çocuğa, hayvana karşı şiddet haberleri sürekli televizyonlarda dönüp duruyor. O kadar ki şiddete dair haberler artık kanıksanmış durumda. Eğer uygulanan şiddet olayı çok vahşi veya değişik değilse medyada kendine yer bile bulamaz hale geldi. Yürekleri dağlayan o video görüntüleri ile Emine Bulut cinayeti toplumda yankı uyandırdı; ancak diğer cinayetleri çoğumuz haberlerde bir kere otuz saniyeliğine duyduk. Şiddete karşı o kadar duyarsız bir toplum haline geldik ki eğer şiddet, kendimize ya da yakınımıza yönelik değilse şahit olsak bile müdahale etmiyor, edemiyoruz. 
Kadına karşı şiddetin hatta genel anlamda şiddetin en önemli nedeni eğitimsizlik. Ancak okullardaki eğitim yeterli değil, evde de çocuğun ailesinden eğitim görmesi gerekiyor. Şiddet uygulayanların çoğunun çocukluğunda şiddet görme ya da gösterme yönünde bir problem vardır. Eğer bir aile çocuğunu döverek-söverek yetiştirir ya da çocuğunun başkalarına şiddet uygulamasına müsamaha gösterirse o çocuklar kaçınılmaz olarak şiddet eğilimlisi oluyor. 
Bir anne-baba, çocuklarının bir başka çocuğu hırpalamasını, yaralamasını “yaramazlık” ya da “haylazlık” olarak nitelendirirse çocuk yaptığının kötü bir davranış olduğunu algılayamaz. Oğluna “erkek adamsın yaparsın, elinin kiri” ifadelerini kullanan bir aile kızına “yapamazsın, edepli ol, bizim namusumuza laf getirme” derse çocuklarını yanlış yetiştirmiş olur. Namusun, ahlakın ve etik değerlerin, onurun kadın ya da erkek olmakla değil insan olmakla ilgisi vardır. Erkek çocuklarını her şeyi yapabilecek özgürlükte yetiştirip kız çocuklarını hayattan soyutlamak, okutmamak, toplumsal yaşamdan çekip almak yaşanan bu şiddet olaylarının temelini oluşturur. 
Yüzde doksan sekizi Müslüman olan bir ülkede erkeklerin Peygamber Efendimizin aile hayatını ve eşlerine olan davranışını örnek almaması hayret ve dehşet vericidir. Peygamberimiz insanın evinde güler yüzlü olması, karısına iyi davranması ve onu anlayışla karşılaması gerektiğini belirtmiş şiddete ise asla izin vermemiştir. Bir hadisinde “İman açısından müminlerin en kâmili ahlakı en güzel olandır. Sizin en hayırlınız hanımına karşı hayırlı olanınızdır” buyurmuştur. Peygamberimiz kız çocuklarına da muhabbet ile davranırdı. Gittiği seferlerden döndüğünde ilk önce kızı Fâtıma'nın evine uğrardı. Ashabına çocuklarına hediye dağıtmaya kız çocuklarından başlamalarını tavsiye ederdi.
Evlenmek, aile olabilmek ve o aile birliğini huzurla devam ettirebilmek iki eşin de görevidir. Yalnızca kadınlardan susması, itaatkâr olması, şiddet görse bile “kol kırılır yen içinde kalır” düşüncesiyle sessiz kalması beklenemez. Erkek olmak, fiziken güçlü olmak kadın üzerinde baskı ve otorite kurarak psikolojik ya da fiziksel şiddet uygulama hakkı asla veremez. 
Evlenmek kadar boşanmak da hayatın bir parçası. Mutlu ve huzurlu bir şekilde devam edemeyen bir evliliği sürdürmek konusunda ısrarcı olmak, kadını tehdit ile boşanmadan vazgeçirmeye çalışmak, boşanma gerçekleşince de haftalarca belki aylarca takip edip en sonunda cinayet işlemek ne Müslümanlıkla ne de insanlıkla bağdaşır. 
Peki kadına karşı şiddetle ilgili somut ve gerçekçi çözümler neler olabilir?  Öncelikle kadına yönelik şiddet bir toplumsal yapı problemi olduğundan bunun çözümü için tüm toplumsal kurumların iş birliği içerisinde çalışması gerekir. İlkokullardan üniversitelere kadar tüm eğitim kurumlarında şiddetin çözüm olmadığı anlatılmalı, toplumsal cinsiyet ayrımının önüne geçecek dersler konulmalıdır. Şiddete eğilimi olduğu tespit edilen çocuklar pedagoglar eşliğinde terapi yoluyla tedavi edilmelidir. Halk Eğitimi merkezlerinde açılan her kursun ilk dersinde şiddetin yanlışlığı anlatılmalıdır. Her Türk erkeği hayatının belli bir döneminde askerlik yapmaktadır; askeriyede de şiddet karşıtı eğitim verilmelidir. Camilerde verilen vaazlarda bu konuya değinilmelidir. 
Kız çocuklarının okutulmasına daha çok önem verilmeli, çocuk yaşta evlilikler ağır şekilde cezalandırılmalı, caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır. Ülkemizde hizmet veren sığınma evi ve kadın danışma merkezleri sayısı yetersiz olduğundan bu sayı bir an önce arttırılmalıdır.
Kadın, kocasından şiddet gördüğü için şikayetçi olduğunda ülkemizde çoğunlukla koruma kararı veriliyor. Ancak bu koruma kararından sonra görevlendirilen polis memuru sürekli mağdurun yanında olamıyor. Kadını yalnızken gören erkek şiddet uyguluyor; ilgili polis memurunun gelene kadar kadın ya darp edilmiş ya da öldürülmüş oluyor. Ancak artık teknoloji çok gelişti; elektronik kelepçeler var. Hakkında koruma kararı alınan erkeğe bu kelepçeden takılırsa nerede olduğu ve mağdur kadına ne kadar yakın olduğu tespit edilebilir; böylelikle olay gerçekleşmeden müdahale edilebilir. 
Boşanma davası açan kadını kocasının ısrarla takip etmesi Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak kabul edilmiyor. Bu nedenle kadın takip edildiğini belirterek savcılığa başvursa da savcı yakalama kararı çıkarıp tutuklama kararı veremiyor. Oysa birini ısrarla takip etmenin amacı ona maddi ya da manevi zarar vermektir; ceza kanununda bu yönde değişikliğe gidilmelidir. İşlenen kadın cinayeti davalarında hâkimler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermeli, asla haksız tahrik ve iyi hal indirimi yapılmamalıdır. Aynı şekilde bu sanıklar asla genel ya da özel aftan yararlandırılmamalıdır. Böyle sert yaptırımlar caydırıcı olacaktır. 
Sözlerime son verirken cinayete kurban giden tüm kadınlara Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyor; bir daha böyle acı haberleri izlememeyi temenni ediyorum.
 

 



Bu yazı 75 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI