56836209
Bugun...


Uzman Doktor Evrim Ebru YILMAZER


facebook-paylas







PANİK ATAK
Tarih: 17-11-2014 22:17:00 Güncelleme: 17-11-2014 22:17:00


Kaygı, insana ait olan, zaman zaman her bireyin hissettiği ve yaşamı sürdürmek için gerekli olan duygulardan biridir. Ancak her duygu gibi, düzeyi arttığı zaman, kişinin yaşamını kabusa çevirebilir.

 

·         Aniden içime bir sıkıntı giriyor.

 

·         Kalbim hızlı hızlı çarpıyor, bir an duracak sanıyorum.

 

·         Göğsüm ağrıyor, sıkışıyor, kalp krizi geçirmekten korkuyorum.

 

·         Boğazımda bir yumru var, nefes alamıyorum, boğulacak gibi hissediyorum.

 

·         Elim, ayağım, yüzüm uyuşuyor; karıncalanıyor.

 

·         Midem huzursuz, içim bulanıyor.

 

·         Bütün vücudumun titrediğini hissediyorum.

 

·         Elim, ayağım terliyor, avuçlarım ıslak.

 

·         Düşecekmişim, bayılacakmışım gibi geliyor.

 

·         Etraf değişiyor sanki; elim, kolum, yüzüm değişiyor.

 

·         Aklımı kaçıracağımdan korkuyorum.

 

·         Her an ölecekmişim gibi geliyor.

 

·         Ya çıldırırsam!

 

 

 Yukarıda saydığım şikayetlerin en az dört tanesini bir arada ve şiddetli yaşıyorsanız; PANİK ATAK geçiriyorsunuz demektir.

 

Panik atak, bir anda ortaya çıkan yoğun kaygı ve korku halidir. Hastanelerin acil servislerine yapılan başvuruların önemli bir kısmını panik ataklar oluşturur.

 

Kaygı bozuklukları ile ortaya çıkabildiği gibi, diğer ruhsal bozukluklarda (depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, madde kullanım bozuklukları) ve bazı fiziksel hastalık durumlarında (kalp, solunum, denge, mide- bağırsak ile ilgili hastalıklar) ortaya çıkabilir.

 

Panik atak, dakikalar içinde doruğa ulaşan ve o sırada aşağıdaki belirtilerden en az dördünün ortaya çıktığı, birden yoğun bir korku ya da yoğun bir içsel sıkıntının bastırdığı bir durumdur:

·         Çarpıntı

·         Terleme

·         Titreme ya da sarsılma

·         Nefesin daralması ya da boğuluyor gibi olma hissi

·         Nefesin tıkandığı hissi

·         Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

·         Bulantı ya da karın ağrısı

·         Baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacak gibi olma

·         Titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması

·         Uyuşmalar

·         Çevresine (derealizasyon) ya da kendine yabancılaşma (depersonalizasyon)

·         Kontrolünü yitirme ya da ‘çıldırma’ korkusu

·         Ölüm korkusu

 

Panik atak, sıklıkla 10 dakikalık süreçte hızla artan belirtiler ile birdenbire başlar. Şiddetli korku, ölüm ve yok olma hissi baskındır. Hastalar konsantre olmakta zorlanırlar. Fiziksel olarak; çarpıntı, dispne (zor nefes alma) ve terleme görülür. Atak genellikle 20-30 dakika sürer, nadiren bir saati geçer. Belirtiler çabucak ya da yavaşça kaybolabilir. Hastalar, kalp krizinden ölmek üzere olduklarını söyleyerek acil servislere başvurabilirler. Yapılan muayenelerde ve laboratuar incelemelerinde patolojik bir şey bulunmaz. Genellikle sakinleştirici yapılarak evlerine gönderilirler.

Bu durum, yaşanan olumsuz bir yaşam olayı, fiziksel bir hastalık, alkol-madde kullanımı sonrasında görülebileceği gibi, kişinin dingin olduğu bir zamanda da birdenbire ortaya çıkabilir. Ayrıca kültüre özgü belirtiler; kulak çınlaması, boyun ağrısı, baş ağrısı, istemsiz çığlık atma ya da ağlama, görülebilir.

 

Toplumda her 10 kişiden birinin yaşamının bir döneminde panik atak yaşadığını bilmekteyiz. Ancak bu durumu hastalık olarak adlandırabilmemiz için, panik atakların sık sık tekrarlaması, kişinin işlevselliğini, ilişkilerini bozması, yaşam kalitesini düşürmesi gerekir. Kişi sürekli olarak panik atak yaşayacağı (beklenti kaygısı) ya da atakların kötü sonuçlara yol açabileceği (felç olma, çıldırma, ölüm) düşünceleri ile en az bir ay süre ile yaşıyorsa, panik bozukluk hastalığından bahsedebiliriz. Panik bozukluğun toplumda görülme sıklığı % 3-4 civarındadır.

 

Panik ataklar genellikle 20’li yaşlarda başlar. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat fazla görülür. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, beyinde heyecan ve duygusal yaşantıları düzenleyen bazı beyin hormonlarının anormal çalıştığı düşünülmektedir. Genetik önemli bir etmendir. Ailesinde panik atakları olan bir kişide, panik atak görülme olasılığı daha yüksektir.

 

Panik atak esnasındaki en büyük sorun; doğal bir duygu olan kaygı esnasında görülebilen çarpıntı, baş dönmesi, nefes alma biçiminde değişiklik, titreme gibi bedensel belirtilerin, yanlış yorumlanmasıdır. Örneğin çarpıntının, muhtemel bir kalp krizi ya da uyuşmaların felç geçirme şeklinde algılanması gibi.

 

Alkol ya da sakinleştirici ilaç kullanımı, kişilerin kendilerini rahatlatabilmek için sıkça başvurdukları yöntemlerdir. Bunlar kişide o an kısmen rahatlama sağlasa da, alkol veya ilacın etkisi geçince, sıkıntılar fazlası ile devam eder; sıkıntıyı bastırmak için tekrar alkol tekrar ilaç gerekir. Sonuçta, panik atağın yanına bağımlılık sorunu da eklenir.

 

İlk defa panik atak yaşayan kişi genellikle acil servise başvurur. Gerekli tetkikler yapılıp, fiziksel olarak her şeyin normal olduğuna kanaat getirildikten sonra acil hekimi tarafından psikiyatriye yönlendirilir. Ancak hastaların bir kısmı bu durumun ruhsal bir sorun olduğunu anlamakta ya da kabul etmekte zorlanırlar. Durumu reddedip, farklı uzmanlık alanlarındaki hekimlere başvurup, gereksiz bir sürü tetkik yaptırırlar. Bu kişiye maddi kayıptan başka bir şey getirmez.

 

Panik atak tekrarlayabilen bir durum olduğu için, birkaç ataktan sonra, “ya tekrar olursa” şeklinde yoğun ve kaygı dolu bir bekleyiş başlar (BEKLENTİ ANKSİYETESİ). Kişi, atağın ne zaman geleceğini kestirebilmek için çevreden ya da bedenlerinden gelebilecek bazı ipuçlarını bulmaya ve bunlara yönelik önlemler almaya çalışır. “Kalbim ne zaman hızlı çarpıyor, soluk alıp verişim değişti mi?” “ Sıkıntım hangi ortamlarda daha çok artıyor?” “En yakın sağlık merkezi nerede?” “ O sağlık merkezine en çabuk nasıl ulaşabilirim? gibi. Bu endişeler kişiyi yanlış çıkarımlara da itebilir. Arabada ilk panik atağını yaşayan kişi arabaya binmek istemeyebilir veya ciddi bir bedensel hastalığı olduğunu düşünerek sürekli bedeninde belirtiler araştırabilir; sürekli tansiyonunu, şekerini ölçtürür, eli hep nabzındadır. Nefes alamayacağını düşünerek kapalı ortamlara girmekten kaçınır. Dışarıda bayılacağından endişe duyduğu için yalnız dışarı çıkmayabilir, evde yalnız kalamayabilir. Bazıları ise kendilerini güvende hissedebilmek için ceplerinde sürekli şeker, kolonya, ilaç gibi şeyler taşırlar. Bu durum öyle bir hal alabilir ki; kişi ya kimseyle görüşememeye ya da özel koşullar altında diğer insanlar ile birlikte olmaya başlar. Kişinin ilişkileri ve işlevselliği bozulur. Kişi hiçbir şeyden zevk almamaya başlar. Kaygılarının yanına depresif semptomlarda eklenebilir.


Yaşam kalitesini belirgin olarak bozan panik bozukluk, psikiyatri pratiğinde belki de, en kolay tedavi edilebilen hastalıktır. İlaç tedavisi ve bilişsel-davranışçı terapiden sadece biri ya da her ikisi birlikte uygulanabilir. Her iki yöntemi birlikte uygulamak daha etkin olup, nüksleri de engelleyecektir.

 

İlaç tedavisinde, özellikle serotonin üzerinden etki eden ilaçlar kullanılır. 6-12 ay aralığında tedaviyi sürdürmek önemlidir. Semptomların kaybolmasının hemen ardından ‘iyi oldum’ düşüncesi ile tedaviyi kesmek, hızla semptomların geri gelmesine neden olabilir. Sadece panik atakların değil, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarının da ortadan kalkması önemlidir.

Bilişsel-davranışçı terapide; hastanın panik atak ile ilgili yanlış bilgi ve yorumlamaları düzeltilir. Korkularının üstüne gitmesi için bir çizelge hazırlanarak, alıştırma ödevleri verilir.

 

Panik atak tekrarlayabilen bir durumdur. Ancak genellikle hiçbir atak, ilk atak kadar şiddetli değildir.

 

 

Panik atak ile baş etmek için;


 

·         Öncelikle bu sıkıntılarınızla ilgili olarak bir psikiyatri uzmanından yardım talep edin.

 

·         Sıkıntılarınız veya bedensel şikayetlerinizle ilgili olarak “doktor doktor “ dolaşmayın. Tek bir hekimle kuracağınız iyi bir hasta- hekim ilişkisi iyileşmenizi hızlandıracaktır.

·         Panik atak esnasında acil servise başvurmayın. Panik atak sırasında yaşadığınız belirtilerle tek başına baş edebilmeniz olası bir sonraki panik atağı durdurabilir ya da şiddetini azaltabilir.

·         Gerekli tetkikler yapılıp, bedensel şikayetlerinizin bedene ait bir hastalıkla ilişkili olmadığını öğrendikten sonra, yeniden tetkik yaptırmayın.

·         Yanınızda tansiyon aleti ya da su şişesi ile dolaşmayın.

·         Bazı davranışlar panik atağı başlatabilir. Hızlı nefes alıp vermek, derin derin iç geçirmek gibi. Panik atağı başlatabiliyorsanız, bazı yöntemler kullanarak durdurabileceğinizi aklınızda tutun ve kendinize güvenin.

 

·         Çay- kahve gibi sıkıntı belirtilerini arttıracak içecekleri fazla miktarlarda tüketmekten kaçının.

 

·         Alkol/ilaç geçici süre için rahatlama sağlayabilir, ancak rahatlama geçici bağımlılık kalıcıdır ve çok tehlikelidir. Bağımlılıktan kurtulmak panik ataktan kurtulmaktan çok daha zor olacaktır.

 

·         Yaşadığınız sıkıntı sırasında aklınıza gelen “Çıldırır mıyım?” “Kontrolümü kaybeder miyim?” “ Kendime ya da birilerine zarar verir miyim?” şeklindeki düşüncelerle baş edemediğinizde doktorunuza ulaşmaya çalışın.

 

·         Psikiyatri uzmanının ilaç önermesi halinde, kullanacağınız ilaçlarla kısa sürede kendinizi iyi hissedebilirsiniz. İyileştim düşüncesiyle ilacınızı doktorunuza danışmadan kesmeyin. Bu hastalığın tekrarlayıcı bir hastalık olduğunu ve ilacı sadece iyileşmek için değil de tekrarları önlemek de kullandığınızı aklınızdan çıkarmayın.

 

·         Kaygı sizi yönetmesin, siz kaygıyı yönetin!



Bu yazı 2163 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • 103. Sayı
    103. Sayı
  • 102. Sayı
    102. Sayı
  • Bizim Life 3. Sayı
    Bizim Life 3. Sayı
  • 101. Sayı
    101. Sayı
  • 100. Sayı
    100. Sayı
  • 99. Sayı
    99. Sayı
  1. 103. Sayı
  2. 102. Sayı
  3. Bizim Life 3. Sayı
  4. 101. Sayı
  5. 100. Sayı
  6. 99. Sayı
FOTO GALERİ
YUKARI