Bugun...


İrfan ONAN

facebook-paylas
Bankamatik Düzeni, Liyakat Krizi ve Kaçınılmaz Hesaplaşma
Tarih: 23-04-2026 15:27:00 Güncelleme: 19-05-2026 15:38:00


Yerel yönetimler, bir kentin aynasıdır. Şeffaflık, adalet ve liyakat varsa güven üretir; kayırmacılık, usulsüzlük ve kişisel ilişkiler ön plandaysa çürüme başlar. Son dönemde İzmir merkezli tartışmalar, tam da bu kırılmanın eşiğinde olduğumuzu gösteriyor.

 

İddialar ağır: Belediyelerde “bankamatik memurları”, yani fiilen çalışmadan maaş aldığı öne sürülen kişiler; bir belediyede özel ilişkiler üzerinden başka bir belediyede kadro bulabildiği iddiaları; farklı ilçelerde yönetim zafiyetleri; kooperatif projeleri üzerinden yürüyen soruşturmalar… Bunlar tek tek ele alındığında bile ciddi. Ama asıl mesele, bunların bir “sistem” görüntüsü vermeye başlaması.

 

İzmir’in farklı ilçelerinde Torbalı, Bayraklı, Buca, Bornova, Uşak, Eşme, Aydın ilçesi Köşk gibi dile getirilen usulsüzlük iddiaları ile büyükşehir düzeyindeki tartışmalar yan yana geldiğinde, ortaya sadece yerel hatalar değil; yapısal bir liyakat sorunu çıkıyor. “Kim daha yakın?” sorusunun “kim daha ehil?” sorusunun önüne geçtiği her yapı, kamu kaynaklarını riske atar.

 

Kooperatif projeleri üzerinden yürütülen soruşturmalar ve bu kapsamda yaşanan tutuklamalar ile eski yöneticiler hakkında verilen kararlar, meselenin sadece idari değil, hukuki bir boyuta taşındığını gösteriyor. Bu noktada önemli olan şudur: Hukuk devreye girdiğinde, siyasi kimlikler değil deliller konuşur. Suç varsa ceza, yoksa beraat gelir. Ama süreçlerin kendisi bile, kamu yönetiminde denetimin ne kadar hayati olduğunu hatırlatır.

 

“Bankamatik memurluğu” meselesi ise başlı başına bir toplumsal adalet sorunudur. Sabahın erken saatinde işine giden, emeğiyle geçinen milyonlarca insan varken; kamu kaynaklarından hiçbir katkı sunmadan gelir elde edildiği iddiaları, yalnızca mali değil, ahlaki bir yaradır. Bu, vergi veren vatandaşın hakkının gaspı anlamına gelir.

 

Öte yandan, kişisel ilişkiler üzerinden kadro sağlandığı yönündeki iddialar, devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz. Kamu görevi, özel hayatın uzantısı değil; kamunun emanetidir. Bu emanet, ancak liyakatle taşınabilir.

 

PEKİ ÇÖZÜM NEREDE?

 

Çözüm, güçlü iç denetim ve bağımsız dış denetim mekanizmalarında. Belediyelerde işe alım süreçlerinin şeffaf hale getirilmesi, performans ölçümlerinin somut kriterlere bağlanması ve her harcamanın denetlenebilir olması ve en önemlisi liyakat öncelikli olması gerekiyor. İhale süreçlerinden personel alımına kadar her adım, kamuoyuna açık ve izlenebilir olmalı.

 

AMA EN KRİTİK NOKTA ŞU: HUKUKUN İŞLEMESİ

 

Hiçbir kurum, hiçbir kişi hukukun üzerinde değildir. Bugün ortaya atılan iddialar, yarın mahkeme salonlarında karşılığını bulur. Gerçekler, siyasi tartışmaların gürültüsünden değil; yargının sessiz ama kesin kararlarından çıkar. Eğer ortada bir suç varsa, er ya da geç cezası verilir. Eğer yoksa, aynı hukuk mekanizması kişilerin itibarını iade eder.

 

Bu yüzden mesele, sadece İzmir meselesi değildir. Bu, Türkiye’de kamu yönetiminin nasıl olması gerektiğine dair bir sınavdır.

 

Liyakat ya kazanacak, ya da kayırmacılık.

 

Hukuk ya işleyecek, ya da güven kaybı derinleşecek.

 

Ama tarih bize şunu defalarca gösterdi: Geciken adalet eleştirilir, ama işlemeyen adalet kabul edilmez. Bu yüzden bugün yaşananlar, bir çöküşün değil; doğru işletilirse bir temizlenmenin başlangıcı da olabilir.

 



Bu yazı 7499 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI