Türk siyasetinde bazen seçim sonuçları, bazen ekonomik gelişmeler, bazen de yargı süreçleri gündemi belirler. Ancak bugün yaşanan tablo, bunların tamamını aynı potada buluşturuyor. Cumhuriyet Halk Partisi, 102 yıllık tarihinin belki de en kritik dönemlerinden birini yaşıyor.
Parti içerisinde uzun süredir devam eden liderlik tartışmaları, kurultay sürecine ilişkin hukuki polemikler ve "mutlak butlan" eksenindeki değerlendirmeler, yalnızca CHP'nin iç meselesi olmaktan çıkmış durumda. Yaşananlar artık Türkiye siyasetinin tamamını etkileyen bir duruma dönüşmüş durumda.
Ortaya çıkan tablo ise kamuoyunda tek bir soruyu gündeme getiriyor:
CHP gerçekten tek merkezden mi yönetiliyor, yoksa fiilen çift başlı bir yapıya mı sürüklendi?
Bir tarafta kurultay sonrasında genel başkanlık görevini sürdürürken, Mutlak Butlan kararı ile Özgür Özel ve parti yönetiminin görevleri tedbiren hukuken düşmüş bulunuyor. Diğer tarafta ise yıllarca partiyi yönetmiş, örgüt üzerinde hâlâ önemli etkisi bulunan Kemal Kılıçdaroğlu var. Hukuki tartışmaların gölgesinde her iki ismin de siyasi ağırlığını koruması, parti tabanında doğal olarak kafa karışıklığı oluşturuyor.
BELİRSİZLİK, Siyasetteki en büyük risktir
Çünkü seçmen yalnızca kimin haklı olduğuna bakmaz; aynı zamanda kimin yönettiğine de bakar.
Tam da bu süreçte CHP'nin birçok belediye başkanı hakkında yürütülen soruşturmalar ve bazı belediye başkanlarının tutuklanması, muhalefetin üzerindeki baskıyı daha da artırdı. Belediyeler üzerinden yürüyen hukuki süreçler yalnızca ilgili isimleri değil, doğrudan partinin yönetim de konumunu da tartışmaya açtı.
Elbette devam eden yargı süreçleri hakkında peşin hüküm vermek, hukuk devleti ilkesine aykırı olur. Suç isnadı, mahkûmiyet anlamına gelmez. Nihai değerlendirmeyi bağımsız mahkemeler yapacaktır. Ancak siyasetin gerçeği farklıdır. Hukuki süreçler sonuçlanmadan önce bile kamuoyu algısı oluşarak siyasi bir maliyet ortaya çıkar.
Bugün CHP tam da bu siyasi maliyetle karşı karşıya bulunuyor.
Bir yandan parti içi güç mücadelesi...Diğer yandan belediyelere yönelik operasyonlar... Buna ek olarak erken seçim tartışmaları... Ve tüm bunların üzerine belki de en önemlisi, toplumun ekonomik sorunları...
Ana Muhalefet partisi olan CHP'nin enerjisinin önemli bir kısmını kendi iç meselelerine harcaması, iktidarı denetleme ve alternatif politikalar üretme kapasitesini de zayıflatıyor.
Önümüzdeki süreçte birkaç farklı senaryo konuşuluyor.
İlk ihtimal, parti yönetiminin hukuki belirsizlikleri kısa sürede aşarak tek merkezli bir yapıyı yeniden tesis etmesi. Bu senaryoda örgütün toparlanması ve kamuoyuna birlik görüntüsü verilmesi öncelik olacaktır.
İkinci ihtimal ise liderlik tartışmalarının daha da derinleşmesi. Böyle bir durumda parti içinde yeni hiziplerin oluşması, milletvekilleri ve yerel yöneticiler arasında saflaşmaların belirginleşmesi sürpriz olmayacaktır.
Üçüncü ve belki de en kritik ihtimal ise belediyelere yönelik hukuki süreçlerin genişlemesi halinde CHP'nin yerel yönetim performansının doğrudan etkilenmesi. Bu durum yalnızca belediyeleri değil, partinin genel siyasi stratejisini de yeniden şekillendirebilir.
Türkiye'nin ana muhalefet partisinin güçlü, tutarlı ve kurumsal bir yapı sergilemesi, demokratik siyaset sistemi açısından önem taşır. Çünkü güçlü demokrasi yalnızca güçlü iktidarla değil, güçlü muhalefetle de mümkündür.
Ancak bugün gelinen noktada CHP'nin önündeki en büyük sorun rakipleri değil, kendi içerisinde oluşan BELİRSİZLİK’tir. Bir an önce belirsizliğin ortadan kalkması ve netleşmesi hem CHP hem de ülke için önemlidir.
Siyasette boşluk olmaz, su akar yolunu bulur.
Liderlik tartışmaları uzadıkça seçmenin güveni azalır.
Belediyelere ilişkin hukuki süreçler derinleştikçe siyasi baskı artar.
Ekonominin konuşulması gereken bir dönemde gündemin parti içi krizlere sıkışması ise en çok muhalefetin hareket alanını daraltır.
Önümüzdeki aylar, yalnızca CHP açısından değil, Türk siyaseti açısından da belirleyici olacak gibi görünüyor.
Çünkü bu süreçte verilecek kararlar sadece bir partinin geleceğini değil, muhalefetin yol haritasını ve Türkiye'deki siyasi dengeleri de doğrudan etkileyecek.
Bugün herkes aynı sorunun cevabını arıyor:
CHP yaşadığı bu krizi birlik içinde aşabilecek mi, yoksa parti içindeki güç mücadelesi yeni ve daha derin siyasi kırılmaların habercisi mi olacak?
Bu sorunun cevabını ise mahkeme salonlarından çok, siyasetin kendisi verecek.